Bir Ulkucu Reis’in Itirafı

“Uğrunda ölebilecek bir şeyin yoksa; bu, sizin yaşam mücadelesi için uygun olmadığınızı gösterir.”
Martin Luther King Jr

Uğrunda ölebilecek ne çok şey vardı oysa. Mesele sırf Türk olduğum için ölebilirdim, her ölen asker için sokağa çıktığımız ya da sokağa çıkanları ekran başında, koltuklarımıza yayılarak izlediğimizde “Vatan sana canım feda!” diye öfkelenir, bu mikro ölçekli tufana sevgilimizin ya da eşlerimizin müdahalesine sunardık. Önümüze koyduğu çifte kavrulmuş leblebi eşliğinde içilen çayla dinmesine tanık olur; vatan için ölmeyi ertelerdik.
Öyle ya, öfkeyle kalkmamayı öğretmişti atalarımız. O halde öfkenin baki, yaşamın tecil edildiği gündemimizde ekranlara kilitlenip köşklerde geçen aşkları izlemeye devam edebilirdik.

Zaten mantıklı düşünmemizi sağlayan beynimizin önlobunu tokuştura tokuştura mehter ritminde çalışmaya, bayrak gördüğünde Mustafa Yıldızdoğan’ın “Ölürüm Türkiye’m” şarkısını çalmaya ayarlamıştık artık.

"Sence bu makul mü?" sorusunun içinde geçmeyen kırmızı beyaz renklerden mütevellit reflekssiz kalmamıza da şaşmıyorduk.

Kan gölünde biriken ay ve yıldız ikilisinin yansıması, kan gölünün nasıl oluştuğunu sordurtmuyordu ve üstündeki kandı vatanı vatan yapan.

Kimin kanı?

Şehit asker, yaralı at ya da vurulan kuş’un kanı mı belli değil, önemli olan hilal ile yıldızın uyumu değil miydi zaten? Ne renginden ne akışından belli etmiyordu kanın sahibi kendini. Evinde bekleyen yavuklusunun, bahçesinde oynaşan kangalın ya da yolunu gözleyen anaların adı yazmıyordu ne de olsa. Ayna tutma görevi verilmişti oluk oluk akan kana. Kafanı kaldırsan görebileceğin hilal ve yıldızı illa kafa kopartıp boynu bükük izlemeliydi yiğitler.

Ve her devir hatırlatılmalıydı, vatanı vatan yapan, toprağa ve bayrağa renk veren oluk oluk kanlar. Nemçeri kesen Battal’ın torunlarıydık, kesmeye, bayrağı yıkamaya devam etmeliydik. Vicdanımızı ezen göğüs kafeslerini gerebilmek, vicdan denilen mel’un güllenin ağırlığını karşılamak için kabarmalıydı göğüsler.

Kuyu kazan paşa, insan kesen, devlet-i ebediye’nin bekası için destan yazan sultanların resim ve isimleriyle donatılır hala meydanlar, sokaklar ve hatta köprüler.

Tunç bilekli, çelik bıçaklı, öl de ölelimci, dünyaya bedel gençlerdik. Öyle ya, uğrunda ölmezsem, öldürmezsem insanlığımı nasıl yaşar vatan.

Uyuma uyan!
30 kupona alınmadı bu vatan!

Devletin tunç eli çöktüğünde koca bir şehre, bombalar yağardı vicdanlara ve oluk oluk akardı denize dökülen nehirler. Şevkten dört köşe okurduk devlet bekasının şanlı tarihini ve allahu ekber diye haykırırıdık Ermeni, Rum ve diğerleri toplanır, kovulur, soyulur ve memleketin gerçek sahipleri tarafından dövülürken.

Öyle ya, tek dil, tek millet’ti ülkümüz
Tek tipti şuurumuz…

Ve vatan hainliğine devam ediyordu Nazım Hikmet, koca puntolarla kazımıştım yüreğime, memleket sevdası kanlı abdesttir diye. Ya yıkar, ya yıkanır ya da akıtırsın vatan denilen muteberriyete. Ya seversin, ya gidersin.

Sevmeyip de gitmeyenler ile bana benzemeyenleri tek kefeye koymanın dayanılmaz hafifliği ve onlara saldırmanın şiddetli cazibesine kapılmamak elde değildi,
Öyle ya, ne zaman dolar yükselse, petrol fırlasa ve bir yerlerde bir siyaset sıkışsa imdadıma yetişen sihirli değneklerdi ötekilere saldırmak.


Vatan hainlerine karşı nasıl korumuştuk 6. Filo’yu ama? Namaza durdu abilerimiz ve tekbir sesleriyle tek bir ayrık ses bırakmamak üzere koyulmuşlardı Dolmabahçe’den Taksime, 
Tipini beğenmediğimiz 7 TİP’li genci idam eden abilerimiz, devlet için kurşun sıkan kahramanlarımız vardı ve dur diyen bir avuç haine inat, kalabalığın vermiş olduğu rehavetle ansızın gelebiliyorduk geceleri. 
Öyle ya, hilal ve yıldıza selam durmalıydı kanlar, gece gelmeliydi haklı baltalılar.

Uğurunda ölünecek vatanım vardı benim, Maraş’tan Çorum’a
Dersim’den Zilan’a
Uğrunda ölünecek ülküm vardı benim
1 Mayıs’tan Susurluk’a

Ayakkabısı delik bir vatan haini yüzü koyun yatana dek de gurur duyardım, cennet vatan ve toprağındaki asil kanla, ne de olsa öfkenin baki, yaşamın tecil edildiği bir haysiyetim, bir borcum vardı.

İtiraf ediyorum; nefretimle seviyordum, işte vatan diyordum!


İtiraf ediyorum, keşke otuz kupona alınsaydı bu vatan, keşke bayrakları bayrak yapan kan değil insan olsaydı, insan.!

NOT: 19 Aralık Maraş Katliamının herhangi bir yıl dönümünde yazılmıştır.




3 notes

Hukuk Mu Dediniz?

'Oh iyi oldu' demiyorum. İntikam duygularıyla hareket edemem. Ben, o ben olamam o zaman. Söylediklerimle çelişirim, kendime yabancılaşırım. Vicdanım bana 'hayır' der. Düşüncelerim bana 'hayır' der. 'Suçlu, suçsuz, katil, darbeci, yazar' bir yığın insanı bir çuvala koyup 'işte bunlar darbecidir' diyen ve bu vesileyle herkesten intikam alan iktidarın suç ortağı hiç olamam. Bu; körelmedir. Bu; insanlıktan uzaklaşmaktır. Bu; kendine yabancılaşmaktır. 

Ancaaaak eski Genelkurmay Başkanı ve bugünün ve bundan sonra ki günlerin ‘TERÖR ÖRGÜTÜ ELEBAŞISI’ ve ‘TERÖRİST’ İlker Başbuğ mahkeme kararı okuduktan sonra “… hukuka ilişkin şüpheler taşıdığını…” ve “…hukukun üstünlüğünün var olmadığını” söylemiş. (http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=433010&kn=7&ka=4&kb=7

Bunları okuyunca hafızam müthiş bir hızla geriye götürdü beni. Hatırlamak istemediğim ne kadar anım varsa getirip gözümün önüne bıraktı. Bu anılar bana bir görev yükledi. Görev; yukarıda hukuktan bahseden eski Genelkurmay Başkanı’na ve şimdinin ‘TERÖRİST’ine bir hatırlatma yapmaktı. Bu belki de zorunlu ve tarihi bir görevdi. 

Bugün ceza alan generallerin neredeyse tamamına yakını 12 Eylül askeri darbesi döneminde subaydılar. (Çoğu 59. 60, 61, 62 Harp Okulu çıkışlıdırlar) İçlerinde cezaevlerinde görev alanlar da vardı (Hıfzı Çubuklu-Mamak Ask. Cezaevi gibi, hatta işkenceden yargılanmıştır) Ya da Çevik Bir gibi Kenan Evren’in emir subaylığını yapanlar da… 

SULTANAHMET ASKERİ CEZAEVİ’nden alınıp, ilk duruşmaya çıktığım SELİMİYE ASKERİ KIŞLASI’nda, Askeri Mahkeme’de, Askeri Hakim’e, bana yapılan İŞKENCELERİ VE HUKUKSUZLUĞU biraz anlattıktan sonra, onlara: “bu hukuk bir gün size de lazım olacak” demiştim/demiştik. “İşte o zaman arayıp bulamayacaksınız, çünkü kendi ellerinizle yok ediyorsunuz kendi hukukunuzu. Bu nedenle, aradığınızda siz de bulamayacaksınız ” demiştim. Ve o gün yaptığım savunma nedeniyle (generallere hakaretten, TCK 159 Madde.) ayrıca 16 ay ceza almıştım. İşte o gün bize ‘TERÖRİST’ diyenler şimdi ‘TERÖRİST’ oldular. HERŞEY NE KADAR İZAFİ VE GEÇİCİ DEĞİL Mİ?!! 

Sonrasında o ASKERİ CEZAEVİ bu ASKERİ CEZAEVİ derken eski Sağmalcılar Cezaevi’nin yanına yapılan L Tipi (yani hücre tipi) ASKERİ CEZAEVİ’ne götürüldük. Burada tek tip elbise giymediğimiz için 2 yıl boyunca tüm haklardan mahrum yatırıldık. Bir terlik bir pijama. Ben işte o günlerde SAVUNMAMI YAPAMADAN yani savunmam bile alınmadan, yani “HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE SIĞINAMADAN” ‘örgüt yöneticiliği’nden ayrıca 13 yıl 4 ay ceza almıştım. Oysa şimdikiler aylarca savunma yapmışlardı. Kararı bana ailem telgrafla bildirmişti. Çünkü 2 yıl boyunca ziyaret hep yasaktı. Yani ASKERİ MAHKEMENİN gıyabımda verdiği kararı bile günler sonra ailemden öğrenmiştim. Hiç unutmam “üzülme 13 yıl ceza aldın, İrfan” yazıyordu telgrafta. İrfan kardeşimdi ve O da 3 ayrı ASKERİ CEZAEVİNDE yatmıştı. İşkenceden gözü kaymış ve çıktıktan sonra ameliyatla düzeltilmişti. 

Yani ben: 168-1 madde uyarınca 13 yıl 4 ay + 159 madde uyarınca 1 yıl 4 ay= 14 yıl 8 ay hüküm yemiştim. Suçum: “12 Eylül Anayasası’na hayır demek”ti. Yaşasın! Ben artık tescilli ve hukuken bir ‘terörist’tim. 

Şimdi o günleri hatırladım. Beni ve arkadaşlarımı slip külotla METRİS ASKERİ CEZAEVİ içinde bulunan ASKERİ MAHKEMELERİN duruşma salonuna getirip seyirlik maymun gibi sergileyenler şimdi hukuktan bahsediyorlar. Yok, çünkü önce siz yok ettiniz o hukuku ve bu yüzden kimse oralı olmuyor. Hala vicdanlarda ki mahkumiyetten kurtulamadınız. Yaptığınız işkenceler, idamlar, yaşı küçültülüp asılanlar, sakat kalanlar hala hafızalarda. Kimse bunları unutmadı. Erdal EREN’İN YAŞI BÜYÜTÜLÜP ASILIRKEN SİZ HUKUKU ÇOKTAN TÜKETMİŞTİNİZ. O yüzden şimdi bulamıyorsunuz. Yarattığınız toplum şimdi oralı olmuyor. Toplum mühendisliğinizin yegane sonucu sivriltiğiniz kazık oldu. Bu da size AKP ve Silivri olarak geri döndü. Yaptıklarınız bugün yargılanmanıza sebep olan iktidarı iş başına getirdi. Oysa siz bunu bile göremediniz. Alın işte kendi ellerinizle yarattığınız 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın, 27 Nisan’ın ürünü AKP . Şimdi ürününüzle övünür müsünüz dövünür müsünüz o sizin bileceğiniz bir şey. 

Bu süreçte hukuksuzluğa uğrayan ve mağdur olan kimi sanıkları bu anlayışın dışında tutuyorum. 

Sayın ‘TERÖRİST BAŞI İLKER BAŞBUĞ’. Azıcık da yakın tarihe bakalım istersen. Sen bu kısmı daha iyi bilir ve hatırlarsın. Yakın tarihimizde ve senin de içinde bulunduğun bu günlerde hukukun üstünlüğünü nasıl sergilediniz bir bakalım: 

Kepçeler ve dozerlerle girerek insanları gazla boğup bombalarla parçaladığınız CEZAEVİ BASKINLARI hiç unutulmadı. Kaç insanı öldürdüğünüzü hatırlıyor musunuz? Mahkemelerce kaç kez istenmesine rağmen görevli subay ve timlerin adını bile göndermemiştiniz. Şimdi HUKUK öyle mi? O zaman sosyalistler size hukuku hatırlattı ama bulamadılar. 

Sadece Jitem’in 17.500 faili mechulune seyirci kalırken Kürtler size hukuku hatırlattı ama bulamadılar. Askeri birliklere girip bir daha bulunamayan ve şimdi kemikleri çıkartılan insanlar ‘hukuk’ dediklerinde karşılarında Veli Küçük ve benzeri ‘iyi çocuklar’ı buldular, ama HUKUKU BULAMADILAR. Helikopterlerden atılan insanlara, kulakları kesilip anahtarlık yapılanlara, askeri araçların arkasına bağlanıp sürüklenen Kürt gençlerine de hukuk lazımdı ama onlarda bunu bulamadılar. 

Hrant Dink öldürülmeden önce yargılandığı mahkeme salonunun önünde Veli Küçük ve çetesi tarafından; “artık öfkemizin kurbanısın” diye tehdit edilirken hukuku aradı ama bulamadı. Baştan sona jandarmanızın bilgisi dahilinde işlenen Hrant cinayetinde neden HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ değil de bu sinsi cinayeti ört-bas etmeyi seçtiniz? Hukuk Ermenilere lazım değil miydi? Rahip Santoro ve Malatya Zirve Kitabevi Katliamı’nda din adamları katledilirken ordunuz üstüne vazifeymiş gibi din işlerine bakar olmuş ve misyonerlik üstüne çalışmalar yapıyordu. Misyonerlik seminerlerini yanınızdaki general arkadaşınız organize edip rahip ve din adamlarını hedef gösterirken hukuk hiç ama hiç yoktu. Sizin de üstünüze hukuken yani kendi hukukunuza göre bile vazife değilken insanların dinlerine bile karıştınız. Hukuk neredeydi o zaman? 

Gazeteciler, yazarlar, aydınlar, din adamları Jitem ve Kontrgerilla tarafından öldürülürken yine hukuk yoktu. Mahkemelere, dalga geçer gibi “Jitem diye bir oluşum yoktur” babından yazılar gönderdiniz. Hiç hukuk uygulamayan ve bununla övünen Binbaşı Cem Ersever “Jitem var” dediği için hukuku değil faili meçhulu buldu. Oysa hukuk O’na bile lazımdı. Albay Arif Doğan Silivri’de “Jitemi ben kurdum” diye övünürken siz “Jitem yoktur” diye fetva veriyordunuz. 

Kürt sorununun çözümünde farklı düşünen kendi subay ve generallerinizi bile suikastlarla öldürürken hukuk neredeydi? 

Sizin şimdi istediğiniz gibi, Müslüman olmayanlara da hukuk lazımdı ama onlar da hukuku bulamadılar. Başörtüsünü bahane eden yanınızdaki koğuş arkadaşlarınız üniversiteleri Polis ve Jandarma karakollarına dönüştürürken Müslüman gençler başta olmak üzere tüm üniversitelere hukuk lazımken onlar da HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜYLE bir türlü buluşamadılar. Alemdaroğlu’na sorun o size anlatır. 

Eskinin Genelkurmay şimdinin Terörist başı İlker Başbuğ, hukuktan söz etmiş. Siz uyguladınız mı ki şimdi arıyorsunuz? Hukuk bu ülkede sadece bir avuç muktedir için olmuştur hep ama zamanla muktedirler de değişir ve onlara da lazım olur. 

Biz; “Bu hukuk bir gün size de lazım olur” diye boşuna söylemedik. Bak şimdi yok!”

Şükrü Kaygısız

#diren #penguen #DirenKadıköy #DonKişot #occupygezi #craft

#diren #penguen #DirenKadıköy #DonKişot #occupygezi #craft

Adım adım Stencil. 
#stencil #streetart #occupy #DonKişot #DirenKadıköy #Kadıköy #istanbul #Ethem #Sarısülük

Adım adım Stencil.
#stencil #streetart #occupy #DonKişot #DirenKadıköy #Kadıköy #istanbul #Ethem #Sarısülük

3 notes

Don Kişot Sosyal Merkezi ‘Stencil Atölyesi’ 
#stencil #workshop #Kadıköy #istanbul #DonKişot #occupy #blackandwhite #Ethem #Sarısülük

Don Kişot Sosyal Merkezi ‘Stencil Atölyesi’
#stencil #workshop #Kadıköy #istanbul #DonKişot #occupy #blackandwhite #Ethem #Sarısülük

Güzel şeyler oluyor. 
#occupy #DonKişot #DirenKadıköy #Kadıköy

Güzel şeyler oluyor.
#occupy #DonKişot #DirenKadıköy #Kadıköy

Bugün pek bi eğlendik. :)
#Kadıköy #istanbul #DonKişot #volunteer

Bugün pek bi eğlendik. :)
#Kadıköy #istanbul #DonKişot #volunteer

Don Kişot Sosyal Merkezi

Dün paylaştığım Don Kişot Sosyal Merkezi ile ilgili bir çok arkadaşımdan ve hatta onların listesinde olanlardan mesajlar ve destek verme talepleri aldım. Aynı anda neredeyse on kişiyle yazıştığım oldu.
Öncelikle bu kadar çok tebrik ve destek mesajı beni çok mutlu etti. Bunları o merkezde her boş dakikasını geçiren ve karanlıkta dahi bir şeyler yapmaya çalışan merkezin gönüllülerine ileteceğim.
Öncelikle merkezi biraz anlatayım:
Don Kişot Sosyal Merkezi bir işgal evi olarak başladı. 15 yıl önce gerek ev sahipleri gerekse müteahhit anlaşmazlığa düşünce bu 3 katlı ev terk edilmiş ve kaba inşaatı ile kalmış. Zamanla mahallenin çöpleri birikmiş ve bina tinercilerin meskeni haline gelmiş. İlk etapta bu evden 500 çuval çöp çıkarıldı ve kaba temizlik yapıldı. 
Mahalleli ilk başta mesafeli davranmış fakat niyeti ve amacı anlayınca gerek evinden yemek getirerek, gerekse dükkanlarından kablo çekerek destek vermeye başladılar. İlk günlerde taciz eden devriye bile selam verip geçer oldu.
Sonra gönüllüler gerek el işi ürünler, gerek sokakta sanat/müzik yaparak gerekse harçlık ya da maaşlarından denkleştirdikleri paralarla kullanılmış kapı ve çerçeveler alıp onları takmaya başladılar. 
Zemin katın pencereleri ve orta katın bir kısmının pencereleri tamamlandı.
Hollanda’dan gelen bir grup öğrenci ve sanatçı burada sanat sergisi hazırlayıp 2 odanın sıvasını ve boyasını denkleştirdiler.
Bazı duvarların eksik olmasında dolayı tuğla eksiğimiz dahi var. Yani şu an ilk etkinlikler başlasa da daha çok eksiğimiz var. 
Mümkün mertebe doğrudan para yardımı almamaya çalışıyoruz. Hem töhmet altında kalmamak için hem de zaten işlerimiz aksatmak için fırsat kollayan polis ve bazı devlet kuruluşlarına fırsat vermemek için mümkünse nakit almamaya çalışıyoruz. Nakti teklifler artınca bu meseleyi merkezimizin baş ustası haline gelen gönüllü avukat arkadaşımızı araştırmaya başladı bile.
Sizlerden ricam bu yazımı ve ihtiyaç listesini paylaşmanız olacak. Böylece mümkün olan en yüksek sayıdaki yardımseverlere ulaşabilir, evlerde veya depolarda çürümeye terk edilmiş malzemeleri ihtiyaç sahiplerine ulaştırabiliriz inşaatımızı tamamlayabiliriz.

- Çatı için izolasyon malzemesi
- 1 adet Çelik kapı
- Jeneratör
- Ses sistemi için mikrofon, kablo, hoparlör vb
- Yer/Zemin malzemeleri (parke taş vb)
- Çimento
- Mutfak kurulumu için dolap, fırın, buzdolabı, ocak, tüp vb
- Çıkma cam ve pencere
- duvarlar için sıva, strafor ve iç/dış cephe boyaları
- Uzatma kabloları ve aydınlatma unsurlar (lamba vb)
- Çocuk odası için laminant parke, halı, oyuncak, yer minderleri vb

Bu liste sizi korkutmasın. Dün bir merkezimiz yokken bugün ilk etkinliklerin yapıldığı bir binamız var 
Bir avuç çivi, ya da bir kutu boya verebilirim diyorsanız o da bir destektir. 

Not: Şu an devam eden bir kampanyamız için bir depo kurduk merkezde. Burada Van depreminden beri konteyner ve çadırlarda yaşayan vatandaşlarımıza kışlık ayakkabı, bot, çadır ve öğrenciler için giyisi topluyoruz. Varsa eski kışlıklarınız dolabınızda ve kalbimizde yer açabilirsiniz 

Kadıköy’de sanat. #direnODTÜ #DirenKadıköy #graphs #streetart #art

Kadıköy’de sanat. #direnODTÜ #DirenKadıköy #graphs #streetart #art

Gezi Partisine Dair

CHP ezilen, ötekileştirilen ve yok sayılan azınlıklara çözüm üretmesin, kürtlere hakaret etsin, basiretsiz muhalefet yapsın sonra her alternatif girişimi AKP’ye yarıyor diye bölücülükle suçlasın!
Her şeyi katı Kemalist çizgide ve tepeden bir bakışla değerlendiren bu halktan kopuk elitist kafalar CHP’de koltuk kavgası sürdürdükçe ancak sol görünümlü merkez sağ parti olarak çakılı kalır!
Bırakın da insanlar yeni kapılar, yeni anlayışlar üretsin.
Hep korku ekseninde kısır söylem dinlemek bıktırdı artık. Laiklik elden gidiyor, sembol seviciliği, çoğulculuk düşmanı bir CHP insanları temsil etmediği için sokaklara bayraksız ve flamasız indik.
CHP ders alamıyorsa bu onların sıkıntısı.
“Siz girmeyin biz alalım seçimleri” ile “bilmem neyi sizden öğrenecek değiliz! ” diyen başbakandan fark mı kalıyor?
Sembol sevici ulusalcılardan gayrı kimi ikna etti CHP?
Kürtlere, LGBT, Süryani, Ekolojist vb hangi değişik renk ve/veya düşünceye kapılarını açmış da bizler koşa koşa koyun gibi CHP’ye koşalım?
Bu minvalde Gezi Partisini kurma cesaretini gösterip yola koyulan bu yürekleri tebrik ediyorum. Kemalistlerin velvelesi sizleri yolunuzdan alıkoymasın.
Değil çuvaldızı, iğneyi dahi kendine batıramayan, kendini yenileyemeyen CHP and kavgasıyla tabanına el sallamaya devam etsin.